Bugün 5 Temmuz 2009 Pazar Araç. 4. Hacıbekir Şekerciler Pastacılar ve Yayla Kültürü Festivalinin son günü. Yaylaya çıkma heyecanım ve bu heyecanın içinde saklı geceden kalma yorgunluk ve uykusuzlukla günün anılarına başlıyorum.
 
Sabahın yedisi. Bulutlar “yağmurlu bir gün olabilir işareti” veriyor. Adı sıkça bu anılarda geçen İlhami’yle çarşıya iniyoruz. Kahvaltımızı yaparak, festival alanında görevli gençlerle, İstanbul’dan gelen ve etkinlikler içinde sık gördüğüm hakkında çok iyi izlenimler aldığım Orhan Tokat’ın kullandığı minibüsle yaylalara hareket ettik.
 

Güzel bir yolculuk neşeli yolcular. Yorgunluktan eser kalmadı. Sıragömü Köyünü geçerek doruklara tırmandıkça, çam ağaçlarını saran sis tabakası yer yer görüşü engelliyor. Asıl festival ormanın derinliklerinde yaşanıyor. Kuş sesleri, çiçeklerin sevecen renkleri, köknarların çamların saçlarından gelen o muhteşem koku! Güneş ışığı bir bakıyorsunuz karşı yamaçta, kafanızı çevirdiniz eğrelti otlarının arkasına saklanmış. Yol kenarlarındaki çeşmeler ve pınarlardan akan asude sular kendi halinde gelen geçeni seyrediyor.
 
Yemyeşil yaylalardayız şimdi. Fındıklı Yaylasının başlangıcında durduk. Görevliler burada hazırlık yapacak. İlhami’de bu noktada onlarla birlikte. Mekanımız hemen girişteki çam ağacının altı saltanat bu işte.  Görünen geniş ve düz alanda hazırlıklar bütün hızıyla sürüyor. Kuyu kebabı kuyularından yükselen dumanlar yayla boyu dağılıyor. Esnaflar yaylanın orta bölümünde sergilerini kurmakta. Az ilerde üstü kapalı sergilikler görünüyor. Girişe göre sol tarafta gösteriler için hazırlanmış dikkat çekici bir sahne var. Bulunduğum yerden ayrılarak fazla insanın bulunmadığı yerlerde ve bu saatte fotoğraf makinemi alarak yaylayı çekmeyi başlıyorum.
 
Oluklar, yanan kuyular, yayla otları, yaban çiçekleri derken yaban güllerini çeke çeke Gölcük Yaylasının Güney ucuna kadar yürüyorum. Yayla evleri yaylanın gerdanlıkları sanki. Sis yaylalardan türküler çığırarak geçip gidiyor.
 
Her ağacın altı daha saat on olmadan dolmaya başlıyor. Ayaklarım ve paçalarım çimenlerin içinde ıslak. Ama alışkınız böyle şeylere bir ateş yanında üstümüzü kurutabiliriz. Yayla girişine tekrar döndüm. Yaylaya gelen bir ailenin gönderdiği çayı içerken izlediğim görevli gençler gelenlere kılavuzluk yapıyor. Görevli gençler festivale yardım amacıyla giriş yapan otomobillerden yardım amacıyla makbuz karşılığı beş lira rica ediyor.
 
Jandarmalar erken gelerek görev yerlerine dağıldı. İnanılmaz bir yoğunluk başladı. Neredeyse Türkiye’nin her yerinden gelen var, araç plakalarından bunu anlıyorum. Ama şunu özel bir not olarak eklemek istiyorum. Yaylaya gelen bazı şımarık ve ukala zevzekler(!) buradaki genç görevlilere hiç iyi davranmadıkları gibi, üzerlerine araba süren bile oldu. Yani bu olaya o kadar üzüldüm ki o kadar olur. Altında son model araba, kılığından bayağı bir adama benzeyen bu yayla magandaları beş lira vermemek için çocuklara her türlü hakareti reva görüyordu. Gençler çok sabırlı davrandı, saygılarından gık bile demediler (!)Keşke görmez olsaydım. Bir günlük yayla zevkimin içine etmek bu olmalı ?
 
Saatler ilerledikçe yaylada yer kalmadı. Araçlar park yeri bulmakta sıkıntı çekerken, tespitlerime göre onbeş-yirmi bin kişi gelmiş olabilir. Yaylada çok sayıda arkadaşa rastladık. Fazıl Bayraktar ve ailesi sahnenin yanında oturuyordu. Bir ara Üstad Fazıl Paşa’yla kısa bir söyleşimiz oldu. Ertesi gün Araç Belediye Parkında buluşmak üzere  anlaştık. İki şair ne konuşursa biz de onu konuşacaktık.
 
Sahnede Kara Yılan Ekibi ve sanatçılar gösterilerini yaparken, bir yandan da yayla Güzeli yarışması için kayıtlar yapılıyordu. Sahnenin bitişiğindeki Hacıbekir standından konuklara şeker ve lokum dağıtımı başladı. Gezdiğim süre içinde her iki gazetemizin standında daha çok bulundum. Akrabalarla bir arada olma şansı yakaladım. Yeğenlerimle buluştum.
 
Öğleden sonra bulutlar çöktü. Yağmur bu şenlikte bende varım dedi. Güzellik yarışması sırasında hafif hafif yağan yağmur gittikçe şiddetini artırdı. Güzellik yarışmasında kim birinci kim ikinci üçüncü bilmiyorum. Araç’ın bütün kızlarını birinci ilan ediyorum.
 
Saat dörtte şanatçı Nuray Hafiftaş’ın konseri var ama henüz gelemedi. Bekleyecek ve izleyecek durumda değilim. Yağmur şiddetini artırdığında bir çadırın altına zor sığındık. Bu sırada Araç’a giden belediye başkanının makam arabasına  binerek bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda Sıragömü’den aşağıya Araç’a yol aldık. Hava karardığında İlhami’yle tekrar buluşarak günün finalini yapacak ve dostlarla bir masada oturarak  kahkaha üstüne kahkaha patlatacaktık (!)
 
İzlediğim festival hakkında genel olarak bir değerlendirme yapacak olursak şunları söyleyebilirim. Festival katılım açısından yeterli ilgiyi görmüştür. Bir kısım İstanbullu hemşehri şekerci ve pastacının festival adının Hacıbekirle anılması nedeniyle etkinliklere ilgisizliği yeni bir şey değil. Eğer bu festival bir daha yapılırsa belediye başkanımızın bu kişilerin ayağına gitmesini kesinlikle istemiyorum. Açıklaması abesle iştigal olacak bu konuyu derinleştirmeye de gerek görmüyorum.
 
Festival içe kapanık ve sadece eğlenceye yönelik bir organizasyon olarak dikkatimi çekti. Bu durumun sosyal moral açıdan yararı olabilir ama ilçe tanıtımına, kültürüne, sanatına ve turizmine katkısı olacağını sanmıyorum. Festival daha masrafsız ama etkili olabilir. Gelecekte düzenleme konusunda düşünsel bir rota değişikliği yapmaya gerek olabilir. Bu konuda görüşümüze başvurulursa elbette gereğini yaparız.
 
Sonuç olarak bu düşüncelerle festivalden mutlu ayrıldım. Festivalde üç günümün anılarını eksiğiyle fazlasıyla ayrıntıya girmeden yazmaya çalıştım. Fotoğraflar üç günün bana kalan maddi mirası. Manevi olarakta Araç sevgimi dostlarımla arkadaşlarımla birlikte iyice parlattım. Son söz olarak;  İlçe Kaymakamı Zafer Öz ve Belediye Başkanı Mustafa Ayanoğlu şahsında emeği geçen herkese, katılımcılara ve Araçlılar’a çok teşekkür ediyorum. Sevgiyle kalın…

3. Gün Fotoğrafları İçin Tıklayınız

H. İhsan SÖNMEZ | 6 Temmuz 2009 | Araç

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile