Bahar sevimli elleriyle kışı toplamış, dağların eteklerine çiçek serpiyor. Gelincikler, yabani papatyalar ve yakın ağaçların yeni filizleri gelip geçen yolculara el sallarken, Anadolu’nun yarısına kadar gelmiş bulutlar, uzak Ilgaz’ın zirvelerinde birbiriyle oynaşıyor. Renk cambazı aşk mevsimi bahar, bu bahardır işte!Ankara’dan çıkalı neredeyse iki buçuk saat oldu. Mevsim bizim mevsimdir dostlar bizim dost.  Dostlarımızı ziyaret etmek ve memleket havası koklamak için yollardayız. Rüzgar nerede eserse bir doğa dostu oradadır değil mi?


 
Tosya’ya yaklaştık sayılır. Yarı beline kadar  çamura gömülü adamın teri pirinç tarlasına dökülüyor. Bir avuç pirinç için; yolun sağ tarafındaki vadide, onlarca köylüyü pirinç tarlasında izlerken; bir pirinç tanesinde, ne emekler gizli olduğunu düşünmemek elde değil. Tosya pirincinin lezzetinin; gördüğümüz şu pirinç tarlalarında ve bu cefakar insanların gerçek emeğinde saklı olduğunu düşünüyorum.
 
Tosya Kastamonu’nun pirinciyle ünlü ilçesi. Oysa;  ilçenin pirincinden başka özellikleri ve gezilecek yerleri de var. Bunlardan birisi Dipsizgöl. Yol arkadaşım Hüdaverdi bu gölü iyi biliyor bense çok görmek istediğim halde Dipsizgöl’ü hiç gidemedim.  Bugüneymiş kısmet!
 
Ankara-İstanbul- Samsun karayolunu takiben(D-100) Tosya’ya dokuz kilometre uzaklıkta  Akbük köyünden geçerek kuzey yönüne saptığınızda yol sizi Dipsizgöle’e ulaştırıyor.  Tosya Dipsizgöl yirmibeş kilometre. Akbük köyünden geçtik. Stabilize yolun her iki yanı görülmeye değer bağlık ve bahçe. Tosya’nın başka bir özelliği de her bahçede eski bağevlerinin oluşu. Ahşaptan yapılı varendalı bağ evlerinin Tosya kültüründe önemli bir yeri var. Tabiî ki ahşap oyma işinde Tosya’da eski ustalar da var.
 
Çiçeklenmiş meyve ağaçlarının arasından geçerek yol üzerindeki Çifter köyünden geçiyoruz. Köyün yaşlıları köy meydanında bizi izlerken, Tosya eski köy evlerinin zamanı köyde durdurduğunu ama yıprandıklarını görüyoruz. Ilgaz dağı zirvelerinden vadilere beyaz gülücükler  gönderirken, ardıç kokularının rüzgara katıldığını hissediyoruz.
 
Ilgaz eteklerine tırmandıkça; küçük bir dere, musıkisever sarıçamların dibinden “ Ilgazın dostuyum Dipsizgöl’den geliyorum” diyerek akıp gidiyor. Çamların pür perdesi gökyüzünü kapatırken; zaman zaman aralanan dal penceresinden Ilgaz’ın karlı zirveleri uzaktan izlemek sadece anlatılmaz doyasıya yaşanır.
 
Ana yoldan ayrıldıktan on beş dakika sonra şimdi Dipsizgöl’deyiz. Gölle karşılaşma anımı anlatmak gerçekten zor. Bin beş yüz rakımlı gökyüzüne aman vermeyen çamların arasındaki krater gölü cennetten küçük bir köşe. Göle akisi düşen her şey; suyun yüzünde kendini, derinliğinde ise gizemini koruyor.
 
Dipsizgöl; Milli Park alanı içinde motel ve restoran olmak üzere ayrıca bungalov tipi evlerle konaklama imkanına sahip. İnsan ruhunu özgür kılan hayaller sunan göl demek yanlış olmaz.. Kuş seslerini mi anlatmalıyım, dağlara yankılanan kurbağa seslerini mi? Yoksa suya düşen gölgemi mi anlatmalıyım sizlere? Sözgelimi yanıbaşımda omzuma dokunan yaşlı çam ağacının kaç yıllık, onunla suya gölgesi suya düşen şu benin ne olduğunu nasıl söyleyemeli nasıl anlatmalı ki insan. Her şey çok güzel hepsi bu. Gölün kıyısında bir bardak çay içmenin mutluluğunu nasıl anlatabilir bir gezgin bilmiyorum.
 
Dipsizgöl’den bu duygularla ayrıldığımda; aklımın gölde, bakışlarımın Ilgaz’ın karlı zirvesinde kaldığını anımsıyorum.
 
Geldiğimiz yoldan döndük. Yaklaşık yarım saat sonra Tosya merkezine girdik. Tosya Belediye Başkanı Kazım Şahin bizi bekliyordu. Uzaktan gelen iki konuğu görmek kendisini sevindirdi ama biz daha çok sevindik. Dipsizgöl anılarımızı anlatırken Tosya’da buna benzer sekiz on göl daha olduğunu kendisinden öğrendiğimizde şaşırdık doğrusu. İnşallah onları da başka bir zaman göreceğiz.  
 
Bizleri ağırlayan dostumuz başkanın konukseverliği Tosya- Dipsizgöl gezimize ayrı bir duygu kattı. Yolcu yoluna gerekti. Tosya sokakları ve başkanla vedalaşırken; Tosyanın pirinç tarlalarını, bağevlerini, ahşap evlerini, ahşap oymalarını ve Dipsizgöl anılarını arabamıza yükledik ve acelemiz var, yola koyulduk. Yağmur olanca baharıyla Ilgaz yollarına serpilirken, dağları tepeleri aştık, güneş battığındaysa Ilgaz’ın öteki yüzünde Kastamonu’ya ulaştık…
 
H.İhsan Sönmez
18 Mayıs 2009 Değirmendere

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile