Her gün yurdun her tarafından değişik trafik kazaları haberi aldıkça, aklıma nereden geldiyse geldi demokrasiyle karayolu trafiği arasında bir ilişki kurulabileceği düşündüm.
 
Demokrasinin henüz geliştiği darbe dönemlerinde yollar tek şerit, sürücüler “ sollama beni sollarım seni” sevdasındaydı.
 
Borcumuzu artırarak zenginleştikçe yolları önce ikiye, sonra üçe, tali mali derken otoyolları dümeni kırasıya kadar uzattık.
 
Bölünmüş yollarda karşıdan gelen bir tehlike olmadığından önde gideni tehlikeli gördük.  Sürücülerin önündeki engelse araçların hız kapasitesi ve ışıklardı. Zaman içinde hız sonrada kırmızı ışıkta geçme sorunumuzu çözdük. Otoyollarda ise basabildiğimiz ve batabildiğimiz kadar inanın hızlıydık.
 
Karayolu trafiğimiz ile demokrasimiz mükemmel işliyor. Ne kadar yol yapsak o kadar hızlı gidiyor. Ne kadar ışık koysak o kadar “yavaş” beceriyoruz. Bu aralar arabaları devirmekle yoldan çıkmak moda. Yayalara çarpmaksa demokrasinin bir gereği…
 
Bir de bizim kent içi ve kent dışı olmak üzere demokrasimiz ve trafiğimiz var. Bunun güncel karşılığı köy yolunda istediğin gibi gidebilirsin kent içinde istesen de gidemezsin. Yol kargaşasında kır demokrasisinin “benim çiftçim benim köylüm” şarkısında” ılıman bir  hamdolsun kentine göç eylemesi diyebiliriz buna.
 
Kısaca; trafiğimizle demokrasimiz arasında doğru bir orantı var. Ne kadar yeşil ışıkta durursan o kadar liberal, ne kadar araç sollarsan o kadar sosyal veya demokrat,  sürekli yoldan çıkarsan “münkir münafıkın soyu yıktı harap etti köyü” ülkesinde  ne olduğu belli değilsin…
 
Diyeceğim "Yeşil yanmadan sarı ışıkta gazlayan herkes faşisttir"

H. İhsan SÖNMEZ

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile